Anasayfa 

 Haberler 

 Prof Dr Rafet Yiğitbaşı 

 Merak Ettikleriniz 

 Foto Galeri 

 Forum 

 İletişim 

  Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Tiroid hastalıkları, Tiroid nodülü, Tiroid Kanseri

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
rafetyigitbasi Açılır Kutu Gör
Site Yöneticisi
Site Yöneticisi
Simge


Kayıt Tarihi: Mart 10 2011
Aktif Durum: Aktif Değil
Gönderilenler: 0
Mesaj Seçenekleri Mesaj Seçenekleri   Alıntı rafetyigitbasi Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Takvim Olayı: Tiroid hastalıkları, Tiroid nodülü, Tiroid Kanseri
    Gönderim Zamanı: Mart 28 2011 Saat 00:56

                                                   

Tiroid’in fonksiyonel hastalıkları, Tiroid Nodülleri ve Tiroid Kanseri

 

Tiroid, boyun ön tarafında, soluk börusunun iki yanına doğru yerleşmiş, birbirine bağlantılı iki parçadan (loblar) oluşmuş hormonal sisteme ait bir organdır. T3 ve T4 diye bilinen birçok yaşamsal faaliyet ve metabolizma için gerekli olan hormonları, hipofiz organımızdan salgılanan TSH hormonunun regülasyonu altında salgılar. Bu hormonların az salgılanmasına “hipotiroidi” denir. Vücuttaki metabolizma olaylarının yavaşlaması sonucunu doğurur, hastaların aktiviteleri azalır, kilo artışı gözlenir, mental performans düşer ve hastalar kendilerini sağlıksız hissederler. İyod eksikliği veya “tiroidit” denilen tiroid dokusunun inflamatuar hücrelerle istila edilmesi gibi nedenlerden gelişebilir. Tiroiditlerin en sık rastlanan tipi ise, nedeni iyi bilinmeyen otoimmun bir hastalık olan Hashimoto tiroiditidir. Kanda bazı antikor düzeylerinin yüksek bulunması tanıyı destekler. Hipotiroidik hastalar TSH değeri yakından izlenerek, replasman amacıyla tiroid hormonu içeren ilaçlar verilerek tedavi edilirler.  Nodül oluşumu veya kanser şüphesi söz konusu olmadıkça cerrahi tedavinin yeri yoktur.

Tiroid hormonlarının yüksek düzeyde salgılanması durumuna “hipertiroidi” veya “tirotoksikoz” denir. Hastalarda eforsuz taşikardi, terleme, iştah açıklığına rağmen zayıflama, sinirlilik, reflekslerde canlılık gibi belirtiler görülür. Tiroid organının tümü yada otonomi kazanmış  bir toksik nodül bu durumdan sorumlu olabilir. Graves hastalığında, muhtemelen otoimmün nedenlerle tiroidde diffüz (yaygın) hiperplazi ve hiperfonksiyon söz konusudur. Hastalarda klasik semptomlara ilaveten gözün ileriye fırlaması ve göz kapaklarında geriye çekilme ile karakterize “egzoftalmi – exophthalmus” diye adlandırılan göz bulguları da mevcut olabilir. Hipertiroidinin tanısı, T3, T4 değerlerinin yüksekliği, TSH düzeyinin aşırı düşmesi ve tiroid sintigrafisinde  bölgesel veya diffüz hiperaktivite (sıcak bölge) ile birlikte artmış İod-uptake’i ile kesinleşir.  Tiroid ultrasonu, lokal hiperaktivite alanına uyan bölgede bir nodül varlığını araştırmada yardımcıdır. Graves hastalığı antitiroid ilaçlarla tedavi edilmeye çalışılırken, toksik nodül varlığında cerrahi tedavi tam ve kesin çözüm sunar. İlaçlarla kontrol edilemeyen Graves hastalarında da cerrahi tedavi düşünülebilir. Ameliyatın uygun olmadığı yada riskli olduğu düşünülen hastalarda, halk arasında atom tedavisi diye bilinen ve fazla çalışan dokuların tahrip edilmesi esasına dayanan “Radyoaktif I-131”  tedavisi yararlı olabilir. Hangi hastaya hangi tedavi yönteminin uygun olacağı, genel cerrah, endokrin ve nükleer tıp uzmanlarının ortak kararı ile belirlenmelidir.

                                                                                                                                                                                                                                         .                                 (Resimler Prof.Dr. Rafet Yiğitbaşı'nın kişisel arşivindendir. İzinsiz kullanılamaz)

 

Tiroid organının kanser dışı ve özellikle diffüz büyümeleri “Guatr – Goitre” diye adlandırılır. En yaygın nedeni çevresel faktörlerden iyod eksikliğidir ve iyod replasmanı ile tedavi edilmeye çalışılır. Bu hastalık coğrafi bir dağılım gösterebilir, ayrıca kara lahana gibi bazı diyetsel faktörler de suçlanabilmektedir.

Tiroid nodülleri, tiroid dokusundan gelişen, çoğu zaman degeneratif normal dışı oluşumlardır. Nodüller, kanser, colloid nodül, folliküler adenom, kistler, tiroiditler veya nonspesifik benign oluşumlara ait olabilirler. Bunların içinde ancak % 5-10 kadarı kanser nodülüdür. Tiroidde gözle fark edilen asimetrik bir büyümeye neden olacak kadar büyük olabildikleri gibi, ancak elle muayenede yada ultrasonografi ile tespit edilebilen küçük boyutlarda da olabilir. Tek veya çoğul olması, sınırlarının düzenli olup olmaması, kıvamı ve iç yapısının özellikleri  hekimler tarafından değerlendirilerek nodüllerin kanser yönünden risk derecesi değerlendirilir. Tek, kıvamı sert, yavaş da olsa giderek büyüyen, ultrasonografik olarak solid ve heterojen eko yapısında, sınırları düzensiz, kalsifikasyon içeren ve boyun lenf bezelerinde büyümeye neden olan nodüllerin kanser olasılığı oldukça yüksektir. Tanıyı desteklemek için ince iğne aspirasyın biopsisinden (İİAB) yararlanılır. Büyümüş lenf ganglionlarına da İİAB uygulanmalıdır. Sitolojik  inceleme sonucunda atipik (normalden farklı) hücrelerin görülmesi kanser varlığına işaret eder.

Kanser barındırmayan nodüller  ameliyatsız izlenebilirler. Ancak boyutu 2.5-3 cm’den büyük olan, takiplerde büyümeye devam eden, biopside “folliküler adenom” tanısı alan, toksik karakterde olan, etraf dokulara bası yapan veya estetik problem oluşturan nodüller ameliyat edilebilirler. Cerrahi tedavide, hastanın durumuna göre,  tek taraflı tiroid lobunun total (tamamen) , iki taraflı tiroid loblarının subtotal (tamdan az) yada her iki lobun total çıkarılması gibi çeşitli cerrahi metodlardan biri cerrahi uzmanı tarafından uygulanır.

 

Tiroid kanserinin 4 patolojik tipi olmakla birlikte, olguların %70-75’ini teşkil eden “Papiller Tiroid Kanseri” çok yavaş ilerleyen, lenf ganglionlarına çok geç metastaz yapabilen ve uygun tedavilerle şifa oranı yüksek olan iyi seyirli bir hastalıktır. “Tiroidin medüller kanseri” olguların %5-10’unu oluşturan, ailevi-genetik geçiş özellikleri gösterebilen daha saldırgan bir kanser türüdür.  Anaplastik tiroid kanserleri ise, ileri yaşlı hastalarda ve %1 oranında rastlanan bir tür olup, tedaviye iyi cevap vermeyen en kötü seyirli tiptir.

Tiroid kanserlerinin tedavisinde, geride doku bırakmayacak şekilde tiroid organının total çıkarılması şeklindeki  cerrahi işlemler uygulanır. Lenf ganglionları metastazı olduğu düşünülen hastalarda, boynun santral yada lateral bölge lenflerine yönelik “modifiye servikal lenf disseksiyonu” gereklidir.  Cerrahi tedaviden sonra, mikroskopik kalıntıları yok etmek amacıyla, “Radyoaktif İyod tedavisi” uygulanır.  Hastalar tedaviden sonra, sürekli sentetik tiroid hormonu içeren ilaçlar kullanarak periyodik kontrollerle izlenmelidir.  

 

Yukarı Dön
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör



Bu Sayfa 0,094 Saniyede Yüklendi.